22 Şubat 2014 Cumartesi

Satranç


           Bundan yaklaşık onbeş yıl önce Bozcaada'ya tatile gittiğimde okuduğum bir romandı. Hatta arkadaşlarımdan fırça yemiştim, kitap okumaktan sohbet etmiyorsun, diye. İki günlüğüne gitmiştik ve benim bir günüm bu kitabı okumakla geçmişti. Geçen perşembe yine okudum. Bozcaada'yı hatırlayarak aynı tadı yine aldım. Kitabı klasik yapan şey bu olsa gerek. Müthişti...
          Kitap 77 sayfa olduğu için bir günde bitti. Ben Türkiye İş Bankası Yayınları'ndan çıkan kitabını okudum, çevirmeni ise Ahmet Cemal. Çevirmeni buradan tebrik etmek istiyorum. Çünkü nice kitaplar çevirmenden dolayı okunamaz hale gelebiliyor. Çok iyi bir çeviriydi. Yabancı kitapları okurken yazara mı çevrimene mi teşekkür etmek gerektiğini bilemiyorum. Ama burada hem yazara hem de çevirmene teşekkür etmek gerek diye düşünüyorum. Konu ve kurgu harikaydı dil de akıcıydı. Elimden bırakamadım, sanki ilk defa okuyormuşum gibi heyecanla okudum. Okudukça da konuyu ve neler olabileceğini hatırladım ama yine de heyecanlanmaktan kendimi alamadım.

     Avusturyalı yazar Stefan Zweig'ın (1881-1942) ölümünden hemen önce yazdığı bir roman. Zweig, Avrupa'daki savaştan dolayı karısıyla Brezilya'ya gider ve burayı çok severek, Brezilya'nın Petropolis kentine taşınır. İşte Satranç adlı eserini de burada yazar. Brezilya'yı sever ama İkinci Dünya Savaşı'nın tüm vahşetini ve acısını yüreğinde hisseder. Bundan dolayı da hiç mutlu olamaz. Sonunda yaşanan acılar yazarda derin bir umutsuzluğa neden olur ve karısıyla birlikte intihar eder. Yazarın yaşamını onbeş yıl öncede okumuştum fakat bugünkü kadar etkilenmemiştim. Şimdi yaşanan olay ve acılara baktığımda aynı umutsuzluğa bende kapılıyorum ( hiç tanımadığım insanlara hıçkıra hıçkıra ağladığımı bilirim ). Yazar hayatı boyunca her türlü ödülü almayı reddetmiş. Sanırım dünya düzenine olan öfkesini bu şekilde göstermiş.
        Zweig kitaplarında bol bol psikolojik tahililler yapar. Kitabın önsözünde Ahmet Cemal bu durumu, psikoloji biliminin o yıllarda kurulmasına bağlar. Bana da çok doğru geldi bu yorum. Aynı zamanda Freud'la yakın arakdaş olması da bu durumaetkendir diye düşünüyorum.
          Gelelim kitaba: Kitabın konusu, büyük bir yolcu gemisinde geçer. Bu gemide dünyaca ünlü bir satranç ustası seyahat etmektedir. Okuma yazamayı bile doğru dürüst bilmeyen bu adam ( Mirko Czentovic),  satrançta harikalar yaratmaktadır. Kitabın anlatıcısı gemideki kişilerin bu kişiyle para karşılığı satranç turnuvası yaptıklarını söyler. Bu turnuvada gizemli bir kişi ortaya çıkar ve satranç oyununun ikinci kısmında ünlü satranç ustasıyla berabere kalınmasını sağlar. İşte kitabın asıl kahramanı bu gizemli satranç ustası Dr.B'dir. İşin ilginç yanı bu gizemli oyuncu 20 yıldır satranç oynamadığını söyleyen bir kişidir. Kitabı okuduğumda aslında hiç oynamadığını hepsini zihninde canlandırdığını anladım.
         Dr.B. Gestapo'ya yakalanan fakat kamplara gönderilmeyen kişilerden biridir. Kamp yerine O'nu bir odel odasına hapsederler. İlk başta kamptan iyidir diye düşünsenizde oradaki yalnızlık ve sessizlik Dr.B.'yi çıldırma noktasına getirir. Bu durum, Psikolojideki yetersiz uyarılma deneylerine çok güzel örnek olabilir. Düzenli aralıklarla soruşturmaya götürülerek sorgulanır. İşte bu sorgulamaların birinde orada bir kitap görür ve ne olduğunu bile anlamadan kitabı çalar. Tekrar otel odasına geldiğinde çaldığı kitabın bir satranç kitabı olduğunu görerek hayal kırıklığı yaşar. Tek okuyabileceği şey bu olduğu için haftalarca bu kitabı okur ve oradaki hamlaleri zihninde tasarlar. Derken siyah ve beyaz taşlar arasındaki rekabet onun iç çatışmasına dönüşür ve çıldırma noktasına gelerek hastaneye kaldırılır. Doktor bunun bir bağımlılık olduğunu söyleyerek, bu oyundan uzak durması gerektiğini söyler. Dr.B.'de gemi seyahatine kadar uzak durur. Dr.B.'nin yaşadığı bu iç çatışmayı o kadar güzel ifade etmişki Zweig, hayran olmamak mümkün değil.
        Ben satranç oynamayı bilmem. Eğer siz biliyorsanız ve kitap okumayı da seviyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun derim, tabi yazarın hayatını da.


2 yorum:

Sibel Sayan dedi ki...

Sevgili Fatoş bundan sonra kitap listelerimi olustururken blog arşivini mutlaka inceleyeceğim .Bu kitabı duymamıştım hiç , yazarın yaşam öykusüde bir o kadar etkileyici gerçekten .Okumak için sabırsızlandım .

Fatos Kesici dedi ki...

Teşekkür ederim Sibel, güzel kitap ve bence senin için de bir günlük bir kitap :)

Yorum Gönder