4 Ocak 2015 Pazar

Bülbül Susturulduğunda

              Her hafta pazar olduğu gibi yine Beyoğlu'ndaydım ve yine Küçük Sahne'deydim. Oyuna geçmeden önce yol maceramızı sizlerle paylaşmak istiyorum.
       
             Hava muhalefetinden dolayı vapurda geçirdiğim heyecanlı dakikalardan sonra gittik Beyoğlu'na. Bu heyecanı bir daha yaşamamak için dönüş yolunu karayolu olarak seçtik. En büyük hatayı da sanırım burada yaptık. Hava yağışlı trafik olur diye düşündük ( ki çok doğru bir tespitti bu) metro, metrobüs ve tekrar metro kullanarak karşıya geçmeye karar verdik. Taksim meydanda  metroya indik; aşağısı tam bir keşmekeşti. Sağdan soldan her yerden bir yaya trafiği akıyordu ( insanlar neden yolun sağından gitmez anlamıyorum). Neyse mecidiyeköy çıkışı da tam bir komedi turnikelerden geçerken gelen kişilerle karşı karşıya kalınıyordu (yani şöyle çıkanlar sola girenler sağa geçtiği için çarpışma an meselesi yani). Bu çalışmalarından dolayı Büyükşehir Belediyesi'ni tebrik ediyorum. Neyse Mecidiyeköy'den Metrobüse bindik. Amaa ne binmek; itiş kakış ilerleyelim diye bağıranlar elimi kalabalıktan otobüsün demirine sıkıştırdım, elimi kurtarmam için metrobüsün kapısının kapatılmasını bekledim. Tam bir kabus şeklinde, balık istifi gibi karşıya geçmeyi başardık. Metrobüste keşke korkuyu göze alıp yine vapurla dönseydik diye düşündük.

        Hafta sonları karşıya geçmek benim için vapur yolculuğu yapmak demektir. Bunu da büyük bir heyecanla beklerim. Bir yandan  Boğaz manzarasına bakarak çayımı içmek bir yandan da vapurlarda şarkı söyleyen gençleri dinlemek bana müthiş bir keyif verirdi. Ne yazık ki bugün bu keyfi yaşayamadım. Bu şehir artık ne insan kalabalığını ne de araç kalabalığını kaldırmıyor bence. Üçüncü köprüden sonra oluşacak göçü düşünmek dahi istemiyorum ( yapılan doğa katliamını saymıyorum bile). Neyse gelelim asıl konumuza.


           Küçük Sahne'de Bülbül Susturulduğunda oyununu izledim. Oyunun konusunu öğrenir öğrenmez bu oyunu mutlaka izlemeliyim dedim ve hemen bilet aldım. Oyunun yazarı Filistinli yazar ve insan hakları savunucusu Raja Shehadeh'ti. Konusu da;  2002 yılında İsrail ablukası altında olan Filsitin'in Batı Şeria bölgesindeki Ramallah kenti sürekli bombalanmakta ve bundan dolayı sürekli sokağa çıkma yasağı uygulanmaktadır. İşte oyun bu yasaklarda, evinde mahsur kalan yazar Raja Shehadeh'in günlüklerinden oluşmaktadır.  Yani oyun tamamen gerçek yaşamdan alınma.



           Tek kişilik ve tek perdelik bir oyundu. Oyun yaklaşık 1 saat on dakika sürdü. Yazarın yaşadığı çaresizlik ve korku duyguları çok iyi canlandırılmıştı. Günlerce süren ve daha ne kadar süreceği bilinmeyen bir sokağa çıkma yasağından bahsediliyordu. Filistin'deki insanlar açtı ve de çaresizdi. Korkunç bir bekleyiş. 

      Hayatımda en tahammülsüz olduğum konu belirsizliktir. İşte yazarın ve Filistin halkının yaşadığı şey buydu; belirsizlik. Öyle bir belirsizlik ki bu yaşayıp yaşamayacakları bile belli değil. Tek kelimeyle korkunç bir hayat. Oyunda en çok acıdığım kişi ise yazarın annesi oldu. Kadının tüm yaşamı bu savaş içerisinde, belirsizlik ve ölüm korkusuyla geçiyor. Yaşamı boyunca bu savaşın ne zaman biteceğini merak ediyor. O'nun yaşamı bitiyor fakat savaş ne yazık ki bitmiyor.

       Çocukluğumda ana haber bültenlerinde Filistin halkının yaşadığı eziyet sürekli olarak gösterilirdi. Hiç unutamadığım sahnelerden biri de; Filistin'li bir çocuğun kolu İsrailli askerler tarafından  taşla vurula vurula kırılıyordu. Tanrım korkunç bir görüntüydü... Ben kendimi bildim bileli Filistin halkı hep ölüm korkusuyla yaşıyor. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu olsa gerek...

          Ben oyunu ve konusunu çok sevdim ve büyük bir keyifle izledim. Bu nedenle tavsiye ederim.

      

3 yorum:

Gül Akça dedi ki...

Ulaşım ile ilgili bir not: Kadıköyden Marmaray'a binip Yenikapı'da inip taksim metrosuna geçiş yapabilirsiniz... hem daha hızlı hem de daha rahat... Metrobüs artık efektif değil...

Tiyatronun konusu da iyiymiş:)

Fatos Kesici dedi ki...

Bak bu hiç aklıma gelmedi çok doğru Marmaray'la geçmek çok daha mantıklı. Teşekkürler öneri için.

Kadriye Zihni Erdem dedi ki...

Kördüğüm şiirini hatırlattıkça hatırlatır oldu İstanbul'un trafiği.Neyini çözdüler bilmiyorum. Yapılan 1-2 iyi şey varsa bile 12 yıldır İstanbul yöneten kişiler çok daha fazlasını yapmalıydı. Neden deniz trafiği kullanılmaz bir türlü anlamam ben. Bir kaç vapur hattı yerine dolmuş motorlar koysalar ya?

Neyse, çocukları okuldan trafik yüzünden geç gelen her anne gibi öfkeliyim bu konuda ama tiyatro bilgisine geri dönersek: konu etkileyici.Bu aralar bu tür konuda gerçek yaşam öykülerine dayalı kitaplar da hayli çoğaldı. Düğüm düğüm olmadan çıkamam o salondan ben...okurken bile ne çok etkilendim...

Yorum Gönder