9 Mayıs 2014 Cuma

Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi

    
         Tek kişilik dev bir kadro vardı sahnede: Sumru Yavrucuk. Müthiş bir oyun ve müthiş bir oyunculuktu. Yıllar önce devlet tiyatrosunda izlemiştim kendisini yıllar sonra yepyeni bir oyunla yeniden izleme fırsatım oldu ama bu defa özel tiyatroda.
           Türkiye'de tiyatro yapmak hele hele özel tiyatro yapmak başlı başına bir sorun diye düşünüyorum. Sanata gereken önemi vermeyen bir devlet ve sanattan bihaber yaşayan bir halk var. Ne devletten ne de halktan yeteri kadar ilgi görmeseler de sanat aşkı uğruna bir avuç seyirciye sanatını sunan bir sanatçı ordusu var bu ülkede. Sayımız az olsa da bu sanatçılara sahip olan seyirciler olarak çok şanslıyız.
        Gelelim oyunumuza: Oyunun yazarı Ebru Nihan Celkan, yöneteni ve oynayanı ise aynı kişi; Sumru Yavrucuk. Bir travestinin hayatı anlatılır. Toplumun bu kişilere karşı ne kadar ikiyüzlü, duyarsız  ve ne kadar acımasız olduğu anlatılır oyunda. Sahnede iki karakter vardır; birinin adı Umut'tur diğerinin adı ise belli değildir "siz koyun adımı der, siz ne isterseniz o olsun adım". Kahramanımız hissetmediği bir cinsiyetin adını taşır ama asıl hissetttiği cinsiyetin bir adı yoktur. Bana Duygu Asena'nın Kadının Adı Yok kitabını çağrıştırdı. Bu ülkede kadının adı olmadığı gibi sonradan kadın olanlarında adı yoktur. Kadın bu ülkede ikinci sınıf vatandaşsa travestiler, gayler, lezbiyenler bırak ikinci sınıf olmayı onlar bu ülkede vatandaş bile değiller. Sahnede ismi olmayan kahramanımızın da dediği gibi "ölsek, bir kedi köpek ölmüş gibi davranırlar". Ölümleri çok da önemli olmayan bu kişilerin varlıkları ise son derece önemlidir. Çünkü iyi aile babalarından tutun, toplumun her kesiminden insanların ziyaret ettiği kişilerdir. Aleni olarak "tu kaka", gizli olarak ise "özel anların kişileri"dir. Bana kalırsa, Ayşe Kulin'in kitabına "Gizli Anların Yolcusu" ismini vermesi tesadüf olmadığı gibi bu durumu en iyi ifade eden sözler olmuştur. Çoğu kişi rahatsız olur bu insanlardan ve görmezden gelir. Ne acı değil mi? Yaşadığın toplumda görünmemek, yok sayılmak ve yok edilmek. 

           Toplum en iki yüzlü tavrını bence bu insanlara sergilemiştir. Sahnede bu tavırları her yönüyle görüyorsunuz. Cinsel tercihinden dolayı ilk şiddeti ailesinden gören Umut daha sonra sokakta, barda, yatakta kısaca her yerde bu şiddetle karşı karşıya gelir. Bir yandan ana kuzusudur, çok özler annesini ama görüşemez, bir yandan deliler gibi aşık olur ve terkedilir, bir yandan da geçim derdiyle bedenini sermayesi  yapar. Ne kadar acı olsa da gülersiniz haline çünkü o da gülerek anlatır yaşadıklarını ama onunla birlikte anne özlemi de çekersiniz, aşk acısı da...Çok küfürbazdır, dilinden küfür eksik olmaz ama bunca yaşanan eziyetten sonra ettikleri küfür bence az bile.
       
        Oyun boyunca Sumru Yavrucuk'un o duygudan bu duyguya bu kadar rahat geçmesini ise hayret ve hayranlıkla izlersiniz. Bir bakarsınız iki gözü iki çeşme ağlıyor, bir bakarsınız kahkahalar atıyor. Müthiş! Gerçekten etkilendim, profesyonellik bu olsa gerek.
          Bu sezon sanırım iki oyun daha sergileyecek. Eğer kaçırırsanız seneye kaçırmayın derim.

1 yorum:

Sibel Sayan dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum fatoş,
Çok etkileyici.Mutlaka izlenmeli

Yorum Gönder