14 Aralık 2016 Çarşamba

Parma Manastırı


           Uzun süredir klasik okumuyordum. Simurg kitap grubumun seçtiği Parma Manastırı'yla okumuş oldum. Büyük bir heyecanla aldım kitabı. Çünkü bu kitabı Balzac tam üç kere okumuş ve yere göğe sığdıramamış. Tolstoy'da Savaş ve Barış adlı eserinde savaş sahnelerini bu kitaptan esinlenerek yazmış. Böyle övgüleri duyunca beklentimi yükselttikçe yükselttim.


           Önce çalıştığım okulun kütüphanesine baktım. Kitap vardı ve 200 sayfaydı. Ufak çaplı bir şok yaşadım. Çünkü kitap 560 sayfa civarında diye duymuştum. İletişim ve Can yayınlarından çıkan kitaplar 560 sayfa civarındaydı. Şokum ufak çaplıydı, çünkü Türkler bunu çok yapıyordu. Üç ciltlik bir eseri size 150 sayfada veriyorlardı. Hal böyle olunca internetten aldım kitabı. Gelene kadar da heyecanla bekledim.

         " Hayattaki mutsuzlukların en önemli kaynağı beklentimizi yüksek tutmaktır." diyerek ona buna ahkam kesen ben, bu kitabı beklerken aynı hataya düştüm. Kitabın ilk yüz elli sayfasını okuduğumda hala kitabı sevememiş ve karakterlerine de ısınamamıştım. Bu ruh halim 560 sayfa bitene kadar da sürdü. Kitapla ilgili tüm mutsuzluğumun kaynağı beklentimin yüksek olmasaydı. Şu da olabilir; zaman zaman ruh halimizle kitap örtüşmeyebiliyor. Bu da kitabın içine girmemizi engelliyor ve okuduğumuz kitap bir işkence aleti haline dönüşebiliyor. Okuduğum kitabı yarıda bırakmamak gibi bir takıntım olduğu için sevmesem de zorlaya zorlaya okumaya devam ediyorum. Neyse..


      Gelelim kitabın konusuna: Aslında kitap bir gerçek yaşam öyküsüymüş. Kahramanımızın adı Fabrizio. Napolyon aşığı olan Fabrizio onun için savaşa gönüllü katılır. Kitabın ilk bölümü bu savaşı anlatır. Savaşta yaşadıkları Fabrizio'nun güvenini sarsar. Çünkü insanlar onun gibi gönüllü değildir. Hatta zor durumda kaldıklarında hırsızlıkta yapabilmektedir. Daha sonra kahramanımız halasının da desteğiyle Parma'ya döner ve manastırda din eğitimleri alır. Halasının kendisine duyduğu aşka da kayıtsız kalır ( bu nasıl hala yahu). Bu sırada başka gönül ilişkileri olur. Onlardan biri de bir tiyatro sanatçısıdır. Tiyatro sanatçısının sevgilisiyle kavgaya girişir ve onu öldürür ( bu kavga bölümü bana son derece sahte geldi, inandırıcılığı olmayan bir cinayetti). Bir süre kaçak yaşadıktan sonra hapishaneye girer ve orada hayatının aşkıyla karşılaşır. Hapishaneden çıktıktan sonra rahip olarak sevgilisinin yaşadığı kasabaya gelir. Sonunda O'nunla yasak aşk yaşamaya başlarlar. Çünkü sevgilisi başka biriyle evlenmiştir. Kitabın sonunda da bütün kahramanlar değişik nedenlerle ölürler. Kitabın sonu sanki aceleyle bitirilmiş gibi geldi bana.

        Roman 19.yüzyılda Paris'te yazılmış. Edebi akım olarak Realizm ve Romantizmden etkilenmiş. Dediğim gibi ben kitabı çok sevmedim ama seveni çok olan bir kitap. Bu nedenle sizlere de tavsiye ederim. Sevgiler...

2 yorum:

Kadriye Zihni Erdem dedi ki...

"çok" merak ediyordum bu kitabu ve şu an "iyi ki almamışımmmm" dedim.Çünkü seveceğim bir tarz değilmiş i yazını okuduğumda bunu net anladım.
Vallahi çok teşekkür ederim :D :D

sevgiler

Fatos Kesici dedi ki...

Bir şey değil Kadriye :)
Sevgiler.

Yorum Gönder