19 Haziran 2015 Cuma

Mehmedin Kitabı


              Hayko Bağdat,  Salyangoz kitabında, askerde yaşadıklarını Mehmedin Kitabı adlı bir kitapta anlattığını söylemişti. Tesadüf eseri kitap bende vardı, Hayko'nun yazısını bulup kendisine imzalattım. Aynen şöyle yazmış " Sevgili Fatma ( bu arada adım fatma değil fatoş, neyse) çok zor günlerin hikayesiydi." Kitabı okudukça her askerin hikayasinin çok zor ve kötü olduğunu okudum. Kitaba geçmeden önce kitapla ilgili yaşadıklarımı sizlere anlatmak istiyorum.

            Bu kitabı ben Ortaköy'den almıştım. Çok iyi hatırlıyorum 1999 yılıydı. Elimde başka kitaplar vardı, onları bitirdikten sonra bu kitaba başlayacaktım. Ama vapurla karşıya geçerken ilk onbeş yirmi sayfayı okudum hemen. Tam net hatırlamıyorum ama ya bir hafta ya da bir ay da olabilir Cumhuriyet gazetesinde kitabın toplatıldığı kararını okudum. Hatta aynı kitap mı diye kütüphaneme baktım ve heyhaaatt aynı kitaptı. İlk defa aldığım bir kitap yasaklanıyordu. Yahu bu kitapta ne var yasaklanacak diye bir iki tane bölüm daha okudum. Askerlerin Güneydoğu'da yaşadığı çatışmalar ve travmalar anlatılıyordu. Kitabın içeriği gerçekten çok kötüydü. Sağlıklı giden askerler psikolojisi bozulmuş bir vaziyette geri dönüyorardı. Çoğu sivil hayata uyum sağlamakta zorlanıyordu. Konu buydu ama neden yasaklanmıştı. İnsanlar orada yaşananları öğrenirde askerden kaçar diye mi bilemiyeceğim. Çünkü ortada askeri bir sır falan da yoktu. Hatta Soner Yalçın'ın Binbaşı Ersever'in İtirafları kitabı bundan çok daha gizli bilgiler içeriyordu ama o toplatılmıyordu. Neyse. Bu kitabı aldığımda yaşadığım ilk olaydı. Bir de bunun ikinci kısmı var. Kardeşimin askerliği tam bu dönemde oldu. Acemi birliğinde Bilecik'e gitti, dağıtımda ise Bingöl'e düştü. Hadi bakalım oku okuyabilirsen!!! ( İşte bundan dolayı ben kitabı yıllar yıllar sonra okuyabildim)
              O yıllar Güneydoğu'da çatışmaların en az olduğu yıllardı. Ama şunu söyleyebilirim size 1999 ve 2000 yılında yaşanan çatışmaların yarısından fazlası Bingöl'deydi. Kardeşimin söylediğine göre kendisinin bulunduğu karakol en güvenilir yermiş. Hiç saldırıya uğramamış, karakolun bulunduğu yer ise Yeşil kod adlı bir kişinin köyüymüş ve o köy ise ülkücüymüş. Bu beni zerre kadar rahatlatmadığı gibi daha da korkuttu, köy ülkücüyse daha fazla saldırıya uğrayabilir diye düşündüm. Neyse ki kardeşim haklı çıktı. Teskeresinden bir ay önce kitaplarını ve bazı eşyalarını bir arkadaşıyla eve gönderdi. Kardeşimin eşyalarını o askerin elinden alırken bir anda askeride kardeşimmiş gibi hissettim. Ben onu ağırlamaya çalışırken onun söylediği sözleri hiç unutmam. Ben yemek yedirmek çay,  kahve ikram etmek istiyorum dedim. O ise "Abla annemi çok özledim, o şimdi bir sürü yemek yapmıştır beni bekliyordur." dedi. Bende O'na tamam "anneni bekletme çok selam söyle annene"dedim. O'da " üzülme abla Vedat Abi çok iyi, çok rahat, sizi de Allah kavuştursun" deyip gitti. Bir ay sonra kardeşim askerden geldiğinde ilk şoku onu gördüğümüzde yaşadık, çünkü bir deri bir kemik geldi. İkinci şok ise o konuşkan Vedat gitmiş sessiz sessiz oturan bir Vedat gelmişti. O dönemde ekonomik krizden dolayı uzun sürede iş bulamamıştı. Bu O'nun daha çok içine kapanmasına neden olmuştu.Neyseki zamanla toparlandı.

            İşte bu kitap bütün bunları anlatıyor. İçine kapananlar, yaşadıklarını unutamayanlar, yeniden gitmek isteyenler, bir daha asla gitmek istemeyenler... Hepsi askerden sonra sivil yaşama ayak uydurmakta zorluk çekiyor, bazıları uyduramıyor kimi hastanelik kimi hapisanelik oluyor kimi ise canına kıyıyor. Kitapta tam 42 askerin yaşadıkları anlatılıyor. Hepsi birbirinden korkunç şeyler. Kimi Kürtlerden nefret ediyor kimi ise ben Kürt olsam ben de dağa çıkardım diyor. Kimi askerlerin Kürt halkına çok kötü davrandığını söylüyor, kimi ise askerin halka kötü davranmadığını söylüyor. Aslında herkes kendi gördüğünü anlatıyor. Bu askerler, Tunceli, Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Hakkari ve Batman gibi illerde kalmışlar. İçlerinden bazıları Kuzey Irak'a savaşmaya bile gitmiş. Kiminin arkadaşı yanında vurulmuş kiminin ise mayınla bacağı kolu kopmuş. Özellikle yaralanan askerlerin yaşadıkları hastane ve ameliyatları daha da korkunçtu. Askerlerin bazıları ülkücü bazıları solcu, bazıları ilkolkul bazıları üniversite mezunu. Hepsinin anlattıkları farklı ama sordukları aynı şey. Bütün kitapta askerler söz birliği etmişçesine aynı şeyi soruyorlar: " Orada neden bir siyasinin ya da ünlünün ya da bir zenginin çocuğu yok?" Hepsinde ortak soru bu. Hatta askerlerden biri bir komutanın çocuğunun OHAL'a düştüğünü ve oradakilere " yanlışlıkla oldu iki güne kalmaz giderim" dediği ve gerçekten gittiğini anlatıyor. Ölenlerin hepsinin fakir insanlar olduğu söyleniyor. İkinci ortak soru da şu: " Buralarda neden silah kullanılıyor neden görüşmelerle halk veya örgüt ikna edilmeye çalışılmıyor". Bazı askerler ise hiçbir şeyi sorgulamadan sadece bizim sıramız yapalım görevimizi bitirelim gidelim şeklinde konuşuyorlar.

         Kitabın en son bölümü ise istatistik rakamlarla dolu. Kaç asker şehit oldu, kaçı gazi oldu, bölgede ne kadar faili meçhul cinayet işlendi ve sivil halktan kaç kişi öldü...gibi. Rakamlar tek kelimeyle korkunç. Aklıma Soma faciası geldi. Biz ölü sayısı verirken kaç ailenin ocağına ateş düştüğünü hiç söyleyemiyoruz bile.

           Savaşın ve şiddetin olmadığı bir Türkiye diliyorum. Dağda sadece dağcıların olacağı bir Türkiye olsun istiyorum. Türk, Kürt, Laz, Çerkez hep beraber içiçe kardeşçe yaşasın istiyorum. Şu okuduklarımın bir daha asla ama asla yaşanmamasını diliyorum. Sinirleriniz sağlamsa kitabı okuyun derim.

          
          

3 yorum:

semihal aksu tüzüner dedi ki...

Arkadaşım çok güzel duygularına katılıyorum.Evet canım dağcı sporcularımızın dağa tırmanmaları ve güzel adrenalini doyumsuz yaşamaları ve Türk halkını oluşturan kimliklerin kardeş ce yaşamaları dileğiyle.
Kitaba gelince kendimde o yüreği bulamıyorum.Sevgilerimle

Kadriye Zihni Erdem dedi ki...

Ne yazını ne de o kitabı "herhangi bir şey"miş gibi okumaya imkan yok.Ne oğlun ne kızın olduğunda sevinemeyeceğin bir ülke haline geldi burası.İçim burkuldu yazdıklarına, askeri zaten severdim bir kez daha biraz daha sevdim.

O kitabı bulayım bir yerlerden...

Fatos Kesici dedi ki...

Kitabın satışı var bulabilirsin, artık yasaklı bir kitap değil.

Yorum Gönder