9 Ekim 2014 Perşembe

Külkedisi Terapide


          Bu kitabı ne zaman aldığımı hiç hatırlamıyorum. Okuyunca niye aldığımıda anlayamadım. Hiç bana hitap etmeyen, her yönüyle benden ve benim yaşantımdan uzak bir kitap. Tüm bunlara rağmen okudum ve bitirdim kitabı.

         Kitabın yazarı Suzanne Harrill bir aile terapisti. Bu kitapta da Sinderalla'nın evlendikten on yıl sonraki halini ele almış, O'nun hayal kırıklıkları üzerinden bir kişisel gelişim kitabı hazırlamış.

          Masalsı bir dil kullandığı için herkesin kolayca okuyabileceği bir kitap olmuş.

            Eğer evliyseniz, "eşim eskisi gibi bana ilgi göstermiyor" diye sıkıntı yaşıyorsanız hatta eşinizden ve evliliğinizden dolayı depresyon yaşıyorsanız, bu kitabı size önerebilirim.
            

8 Ekim 2014 Çarşamba

Benim Hüzünlü Orospularım


          Marquez'in okuduğum üçüncü romanı Benim Hüzünlü Orospularım oldu. 94 sayfalık incecik bir kitap olmasına rağmen üç dört günlük bayram gezmelerimden ( Amasra- Safranbolu- Kastamonu) dolayı anca bugün bitirebildim.

           Marquez'in kalemini çok beğeniyorum, bundan dolayı okurken büyük bir keyif alıyorum. Aynı keyifi bu kitaptan da aldım. Kalitesinden hiç ödün vermiyor, bu yönüyle seviyorum Marquez'i.

         Edebiyat eleştirmenleri, Marquez'i Büyülü Gerçeklik akımın en önemli temsilcisi olarak görüyor. Sanırım Marquez sayesinde bu akımı bende çok sevdim. Bizden, Sevgili Arsız Ölüm kitabıyla, Latife Tekin'de bu akımı benimsemiş diye düşünüyorum.

            Gelelim kitaba; kitapta 90 yaşına gelmiş bir gazetecinin doğum günü hediyesi olarak kendisine bakire bir kızı seçmesi ve daha sonra bu kıza aşık olması anlatılıyor. Aşkı o kadar baskın olur ki onunla seks yapamaz.

             Kız onunla birlikte olduğu her gece uyur ve gazeteci de sabaha kadar onu hayran hayran izler. Kızı bu kadar geç yaşta tanıdığı için çok üzülür. Bu üzüntüsünü de çalıştığı gazetedeki köşe yazılarında dile getirmeye başlar. Yazılar değişmesine rağmen çok beğenilir ve ülkede ciddi tartışmalara da neden olur.

         Hayatı boyunca hep para karşılığı kadınlarla seks yapan gazetecimiz, aşık olduğunda ne yapacağını bilemez. Bu acemiliği, kıskançlıklarına da neden olur. Kıskançlık krizi sırasında verdiği zararı ödemek ise O'na çok pahalıya mal olur.  Hem maddi hem de manevi olarak zarar görmeye başlar. Ama çok da önemli değildir, çünkü 90 yaşındadır ve değerli olan tek şey sevdiği kadındır.

          Kitabı okurken bazı bölümler bana Murat Menteş'in Ruhi Mücerret kitabını hatırlattı. Acaba yazarımız bu kitabını yazarken Marquez'den esinlenmiş olabilir mi diye düşündüm.

          Çok kalın kitaplardan korkanlar için, sıkılmadan okuyabilecekleri bir roman diye düşünüyorum. 
        

 

Spor ve Beslenme 2 / Yoga



              Dün Spor ve Beslenme yazımı yazdıktan sonra, internetten pilates videolarını izledim. Pilates yapan kişilerin vücutlarını gördükçe mutlu oldum. Sonra neden erteliyorum diye sordum kendime? Ertelememeye karar verdim ve bir saatlik yoga çalışması yaptım. Zeynep Aksoy'un Yoga DVD'sini açtım ve çalışmayı onlarla birlikte yaptım.

       Yıllar önce bu DVD'yi her gün düzenli olarak uygulamıştım. O kadar çok yararını gördüm ki; bunları sizinle de paylaşmak istiyorum:
            Öncelikle vücudum çok esnedi, hatta o kadar esnedi ki yapabildiğim hareketleri gördükçe "bunları ben mi yapıyorum?" diye şaşkınlık geçirmiştim. Çünkü DVD'yi ilk izlediğimde bu hareketleri hayatta yapamam demiştimve çok değil bir kaç ay sonra hareketleri onlar kadar kolay yapmaya başlamıştım.
             Geceleri dişlerimi gıcırdatırdım, hatta sabahları uyandığımda çenemin ağrıdığını hissederdim, ağrıdan kahvaltı yapamadığım günlerim olmuştu. Bu DVD'yi düzenli uygulamaya başlayınca diş gıcırdatmalarım ve ellerimi sıkmalarım tamamen ortadan kalktı. Şu anda bile çok nadir yaşarım bunları.
             DVD'yi uygulamanın bir diğer yararı ise mide ve bağırsaklarımın çok iyi çalıştığını farketmem oldu. Ara ara kabızlık sorunu çekerdim. Bu çalışmayı düzenli uygulayınca sorunumun tamamen ortadan kalktığını farkettim.
             Son olarak bu DVD'yle hiç diyet uygulamadan sekiz kilo verdim. Bunu nasıl başardım bilemiyorum. Yıllar sonra yine çok düzenli yoga yaptım ama bu şekilde kilo veremedim. Sanırım kilo vereceğim beklentisi kilo vermemi engelledi. İnternetten yaptığım araştırmalardan şunu gördüm, düzenli yoga yapan kişilerin ideal kilosuna kavuştuğunu yazıyordu. Kilo almakta güçlük çeken kişiler bile düzenli uygulamalarla kilo almış ve ideal kilosuna kavuşmuş.

              Eski deneyimlerimi düşünerek dün şuna karar verdim. Pilates araç gereçlerim gelene kadar boş durmayayım, düzenli yoga ve yürüyüş yapayım. Dün olduğu gibi bugünde kararımı uyguladım. Okuldan sonra 30 dakika yürüyüş yaptım ve hemen ardından 45 dakikalık yoga yaptım.

            Bugünkü tek problemim ara ara ortaya çıkan diz kapağı ağrımın yine nüksetmesi oldu. Hemen buz presi yaptım ve kas gevşetici sürdüm. Hareketleri yaparken de diz kapağımı zorlamamaya özen gösterdim. Hiçbir şeyin beni engellemesini istemiyorum. Yapabildiğim kadar sporumu aksatmamaya özen göstereceğim.

           Sizde benim gibi çok hareketli sporlardan hoşlanmıyorsanız, sakin sakin spor yapmak istiyorsanız size yogayı kesinlikle tavsiye ederim. Sadece spor yapmış olmayacaksınız sağlığınıza da kavuşmuş olacaksınız.

7 Ekim 2014 Salı

Spor ve Beslenme 1

          Müthiş ve güzel bir bayram programından sonra uzun süredir yapmak istediğim bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum.
             Bugün yeni bir etiket oluşturdum: "Spor ve Beslenme Günlüğü". Bunu oluşturmamda ki temel etken kendimi motive etmek aslında. Çok uzun süredir fazla kilolardan şikayetçiydim, ne yapılması gerektiğini biliyordum ( bununla ilgili onlarca kitap okudum diyebilirim) ama bir türlü motive olupta bu yaşam tarzına başlayamıyordum. Bunun en önemli nedenlerinden biri ağır diyet programlarıydı. Bunların hiçbirini uygulamayı düşünmüyorum.
              
           Uzun okuma ve araştırmalarımdan sonra şunlara karar verdim:

  •          Bana uygun olan bir beslenme tarzı oluşturmak: Yani diyet yapmamak, istediğimi yemek ama az yemek. 
  •          Bol bol alkali su içmek, yani karbonatlı ve limonlu su içmek: Kuzinim Başak limonlu su içerek Rosa hastalığını yenmiş. Cildi o kadar güzelleşmişki ben fondöten sürmüş zannettim. Limonlu su içmemdeki tek neden kilo vermek değil vücudu temizlemek ve vücudun alkali seviyesini yükseltmek. Bayramın ilk gününden beri düzenli olarak limonlu su içiyorum. Bardağıma bir limon dilimi atıyorum ve gün boyu suyumu tazaleyerek içiyorum. 
  •            Günlük hareketleri arttırmak: İşte en çok üzerinde durmak istediğim konu bu. Son derece hareketsiz olduğum için son yıllarda çok kilo aldım. Önce yürüyüşlere başlamayı düşünüyorum. Okuldan her çıktığımda en az yirmi-otuz dakika yürümeye karar verdim. Sonrasında da eve gelmeyi ve pilates yapmayı düşünüyorum.Pilatesle ilgili malzemeleri araştırdım internette ve en ekonomik olarak Ebru Şallı'nın sitesini buldum. Hatta pilates setleri var orada, içinde hem CD'leri hem de pilates araç ve gereçleri var. En kapsamlısını seçip sipariş verdim. Siparişlerim gelene kadar ben düzenli yürüyüşlerimi yapacağım.
  •            Günlük olarak yediklerimi ve hareketlerimi burada düzenli olarak yazmak ve paylaşmak: Tabiki amaç kendimi motive etmek. Ama belki sizlerde bana eşlik etmek isteyebilirsiniz. Böylece hep birlikte bir terapi grubu oluşturmuş oluruz. Kilomu buraya yazmayacağım. O bir olumsuzluk diye düşünüyorum. Ben zayıfladığımı sadece kıyafetlerimden anlamak istiyorum. Dolabımda iki beden küçük ve üç beden küçük pantolon ve eteklerim var onlara girmeye başlayınca tartılmayı düşünüyorum. 
          

2 Ekim 2014 Perşembe

Çengelköy Çınaraltı Çay Bahçesi

               İstanbul'da en sevdiğim mekanlardan biri Çengelköy'deki Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi. Denize sıfır olan cafemiz muhteşem bir boğaz manzarasına sahiptir.

       Yılın her mevsiminde muhteşemdir. Karda, yağmurda,siste, soğuk havalarda ve sıcak havalarda hiç farketmez gidebilirisiniz. Özellikle gece manzarasına doyum olmaz.
       

           Çok eskilerde televiyonda Süper Baba diye bir dizi vardı. Bu dizinin kahve sahnelerinde, bu mekan kullanılmıştır.

  
Bu cafeye geldiğinizde mutlaka Çengelköy fırınına uğrayın ve çengelköy simidi alın, sonra herhangi bir markette beyaz peynirinizi alın ve gidin o muhteşem kafeye kahvaltınızı yapın. Son olarak kendinize bir Türk kahvesi söyleyin. Türk kahvesini muhteşem yapıyorlar. Bu muhteşem manzara eşliğinde kahvenizi içerek        İstanbul'un ve Boğaz'ın tadını çıkarın.                                                                                                                                                         

1 Ekim 2014 Çarşamba

Sokrates'ın Savunması



      En son üniversite yıllarında okuduğum bir kitaptı, şimdi soru hazırlamak için yeniden okudum.
       Sokrates İlkçağ filozoflarından, hiç eser yazmamış. O'nun düşüncelerini öğrencilerinden öğrenmekteyiz. En önemli öğrencisi ise Platon'dur. Sokrates'ın Savunması eserini de Platon yazar.
        Sokrates tarihte bilinen ilk düşünce suçlusudur ve düşüncelerinden dolayı idama çarptırılır. Hapishaneye girdikten sonra kaçabileceği halde kaçmaz ve baldıran zehiri içerek yaşamına son verir. İdama çarptırıldığında yetmiş yaşındadır, O'nun deyişiyle zaten ömrünün sonuna yaklaşmıştır.
          Savunması üç bölümden oluşur: İlk bölümde kendisini suçlayanaların görüşlerini tartışıyor; ikinci bölümde cezasını değerlendiriyor; üçüncü ve son bölümde ise kendisine ölüm cezası veren yargıçları eleştiriyor ve ölüm/öteki dünyayla ilgili sorgulamalarını yapıyor.
           Sokrates, kendisinin Tanrılar tarafından görevlendirildiğini görevinin ise insanların kendilerini sorgulamasını sağlamak olduğunu düşünür. İnsanlara bu sorgulamayı yaparken zaman zaman bu kişilerle alay eder. Bu durum pek çok kişiyi rahatsız eder ve sonunda Sokrates'tan şikayetçi olurlar. Sokrates bu şikayetler doğrultusunda "gençlerin kafasını karıştırmak ve Atina'ya yeni Tanrılar getirmek" suçundan idama mahkum edilir. Oysa ne amacı gençlerin kafasını karıştırmaktır ne de Atina'ya yeni Tanrılar getirmektir. Zaman zaman atesit olduğu da vurgulanır. Oysa Sokrates Tanrılara inanmaktadır ve Atina'nın tüm Tanrılarını da kabul etmektedir. Savunmasında aynen şöyle der; "Beni öldürmekle Tanrı'nın yarattığı bir kişiyi öldürmüş olacaksınız, bu, Tanrı'nın buyruğuna karşı gelmek değil midir?"
           Bence idam hangi çağda olursa olsun nerede olursa olsun bir ceza değildir aslında, idam cinayetin ta kendisidir. "İdam" ve "ceza" sözlerinin bir arada kullanılması bu nedenle bana hep saçma gelmiştir. Cezada amaç,  kişiye yaptığının kötü olduğunu göstermek ve bu kişi, gerçek pişmanlığı yaşadığında da topluma yeniden kazandırmaktır. İdamda topluma kazandırmak, yaptığının yanlış olduğunu göstermek gibi amaçlar kesnilikle yoktur. Amaç direk öldürmektir, bir nevi devletin intikam almasıdır. Filozoflar yıllarca bu durumu tartışmışlar pek çok yerde onların çabalarıyla idam kaldırılmıştır. Darısı idam olan diğer ülkelerinde başına diyelim.

Guguk Kuşu


      Guguk Kuşu filmini daha önce televizyonda yarım yamalak izlemiştim. Dün akşam internetten izledim ve çok beğendim. Araya reklam ve başka şahıslar girmeyince, sadece filme konstantre oluyorsunuz böylece filmin daha güzel olduğunu anlıyorsunuz.

   
         1975 yılında yapılan film 1976 yılında 9 dalda Oskar'a aday gösterilmiş. Filmin yapımcılığını Micheal Douglas yapmış ve filmde babası Kirk Douglas'a rol vermediği için baba oğlun arası açılmış. Film, Metallica'nın Welcome Home şarkısına da esin kaynağı olmuş. En ilginç kısım ise film İsveç'te tam 12 yıl sinemalarda gösterilmiş ve en uzun gösterimde kalan film rekorunu kırmış. Gerçi 12 yıl gösterimde kalacak kadar da kaliteli gerçekten. Film 1993 yılında Amerika'nın en önemli eserlerinden biri seçilerek ABD Ulusal Film Arşivinde saklanmaya ve korunmaya başlanmış.


       Şimdi gelelim filmin konusuna: Akıl hastası numarası yaparak güvenliği az olan bir akıl hastanesine geçen bir mahkumun hastanede yaşadığı olaylar anlatılıyor. Aslında amacı hastaneden kaçmak ve Kanada'ya yerleşmektir. Hastanede ki hemşirlerle özelikle baş hemşireyle çok ciddi sorunlar yaşar. Bununla beraber hastanedeki hastalara da çok büyük desteği olur ( bana göre tabi). Mahkumun özgürlüğüne düşkün tavırlarını azaltmak için uygulanan tedavi yöntemi korkunçtu. Elektroşoktan tutun ameliyata kadar olayı büyütüyorlar ve sonunda gayet sağlıklı olan mahkumu ruh hastası durumuna getiriyorlar. Özellikle filmin sonundan çok etkilendim. Hem dün hem de bugün film hiç aklımdan çıkmadı.
           Filmi Milos Forman yönetmiş,  başrollerde ise Jack Nicholson var. Jack Nicholson, film boyunca müthiş bir performans sergiliyor. Aslında hastanede ki hemşire ve hastaları canlandıran kişilerin performansı da süperdi. Filmi bu kadar iyi yapan bence oyunculuklardı. Film tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak gösteriliyormuş. Bence bunu hakediyor da.
           İzlemediyseniz bu filmi mutlaka izleyin derim. Bu film, şu ana kadar izlediğim filmler içerisinde en iyi beş filme girecek nitelikte.