Bu yaz tatilinin en güzel keşfi benim için Onur Caymaz oldu. O kadar çok sevdim ki bu kitabı, diğer bütün kitaplarını da okumaya karar verdim.
Kitap, benim en sevdiğim konuyla ilgili yani yazarlar ve edebiyatla ilgili bir deneme kitabı. Onur Caymaz öyküleri ve şiirleriyle pek çok ödül alan yazar ve şairlerimizdenmiş.
Kitabı okuduktan sonra sosyal medya hesaplarından kendisini takip etmeye başladım. "Yaratıcı Okurluk" adlı atölye çalışmaları varmış. Maddi durumum biraz düze çıkınca katılmayı planlıyorum. Bu atölyenin sloganı ise "İyi okur, kötü yazardan iyidir." Tuttum bu sloganı ben.
Gelelim kitaba: Kitap beş bölümden oluşuyor. Sırasıyla; Bir Tüy, Kalem, Dilleri Var Bizim Dile, Hayatlık, Günlerin Getirdiği, Dışarlıklı, Elveda Çiçeği ve Yürüyüş Kolu. Bu beş ana bölümün altında da pek çok başlık var.
Yazar kitapta sık sık okura seslenir. Kendi okuruna, Aylak Okur, der. Açıkçası bu da ayrıca hoşuma giden bir sesleniş oldu.
Kitapta yazarların, edebiyatla ilgili ya da kendi yazma serüvenleriyle ilgili pek çok bilgiyi bulabildiğiniz gibi hayata dair pek çok anekdotu da bulabilirsiniz.
Eğer edebiyatla ilgiliyseniz bence bu kitabı mutlaka okumalısınız.
7 Eylül 2017 Perşembe
6 Eylül 2017 Çarşamba
Değişim Güncesi : Yüz Yogası : 6 Eylül
Gece uyuyamadığım için sabah çok zor uyandım. Ama rutin işlerimi yapmayı da aksatmadım. Nedir bunlar? Yüz egzersizleri ve kuru fırçalama. Bir ara kuru fırçalamanın ne olduğunu yazacağım. Yüz egzersizlerim yaklaşık on dakika kadar sürüyor. Aslında bazen uzun yapıyorum bazen de kısa. Özellikle akşamları uzun uzun yapıyorum.
Ben pinterest ve youtube'da pek çok video izleyip kendimce bir yüz programı hazırladım. Sabah akşam da düzenli olarak yapıyorum. Bir ay sonra da her ay yapmak üzere öncesi- sonrası fotoğraflar koymayı düşünüyorum. Kim bilir belki ilerleme olur ve sizler de yapmaya karar verirsiniz.
Ben her şeyin ilacının spor ve beslenmede gizli olduğuna inananlardanım. Spor yapmayı da çok sevenlerdenim. Hatta keşke beden eğitimi öğretmeni olsaydım diye sık sık düşünmüşümdür.
Her gün yürüyüş yapmama rağmen bugün yataktan hamlamış olarak uyandım. Neden oldu bu diye düşünürken aklıma dün yaptığım yoga geldi. Her ne kadar dün yapamadım olmadı diye düşünsem de vücudum ve kaslarım çalışmış.
Bugün yürüyüş sonrası yine aynı videoyu uyguladım. Yine hareketleri tam yapamadım. Olduğu kadar diyerek yapabildiğimi yaptım. Elektrik çarpmış gibi zangır zangır titreyerek pozlarda durmaya çalıştım. Bu titremeler normalmiş ve zamanla geçiyormuş. Bakalım benim ki ne zaman geçecek.
Bugün şekersiz hayatımın ikinci günü. Hem yüz egzersizleri hem yoga hem de şekersiz hayata aynı anda başladım. Üçü de daha önce deneyip memnun kaldığım şeylerdi. Şimdi hayatımın bir parçası ve yaşam şekli haline getirme istiyorum. Umarım başarılı olurum.
Sevgiler...
Ben pinterest ve youtube'da pek çok video izleyip kendimce bir yüz programı hazırladım. Sabah akşam da düzenli olarak yapıyorum. Bir ay sonra da her ay yapmak üzere öncesi- sonrası fotoğraflar koymayı düşünüyorum. Kim bilir belki ilerleme olur ve sizler de yapmaya karar verirsiniz.
Ben her şeyin ilacının spor ve beslenmede gizli olduğuna inananlardanım. Spor yapmayı da çok sevenlerdenim. Hatta keşke beden eğitimi öğretmeni olsaydım diye sık sık düşünmüşümdür.
Her gün yürüyüş yapmama rağmen bugün yataktan hamlamış olarak uyandım. Neden oldu bu diye düşünürken aklıma dün yaptığım yoga geldi. Her ne kadar dün yapamadım olmadı diye düşünsem de vücudum ve kaslarım çalışmış.
Bugün yürüyüş sonrası yine aynı videoyu uyguladım. Yine hareketleri tam yapamadım. Olduğu kadar diyerek yapabildiğimi yaptım. Elektrik çarpmış gibi zangır zangır titreyerek pozlarda durmaya çalıştım. Bu titremeler normalmiş ve zamanla geçiyormuş. Bakalım benim ki ne zaman geçecek.
Bugün şekersiz hayatımın ikinci günü. Hem yüz egzersizleri hem yoga hem de şekersiz hayata aynı anda başladım. Üçü de daha önce deneyip memnun kaldığım şeylerdi. Şimdi hayatımın bir parçası ve yaşam şekli haline getirme istiyorum. Umarım başarılı olurum.
Sevgiler...
Minimalizm
Bu belgeseli, arkadaşım Sibel'in tavsiyesiyle izledim. Çok yavaş ilerleyen hatta izlerken zaman zaman sıkıldığım bir film oldu. Film sıkıcı olsa da verdiği mesaj aslında güzeldi.
Nedir bu mesaj? İnsanları tüketim çılgınlığından kurtarmak. Bizler ne kadar çok şeye sahip olursak o kadar mutlu oluruz yanılgısını taşıyoruz. Aslında ne kadar çok şey sahip olursak o kadar mutsuz oluyoruz. Belgeseli çekenler de bu fikirden yola çıkarak az eşyanın insana daha çok mutluluk getirdiğini söylüyorlar.
Yıllar önce Franz Kafka'da aynı şeye değinir ve der ki " Mutlu olmak istiyorsanız az insan ve az eşyaya sahip olun". Bu konuyla ilgili olarak Dövüş Kulübü'nde de çok sevdiğim bir söz vardır. "Aslında sahip olduklarımız bize sahip oldukları için mutsuz oluyoruz."
Belgeselde bu düşünceden hareketle minimal hayatı tercih eden insanlarla görüşüyor. Hepsinin de hayatından çok memnun olduğunu söylüyor. Mutlu olmak için büyük evlere, büyük arabalara ya da çok eşyaya sahip olmamız gerekmiyor. Evet bu fikre ben de katılıyorum. Ama iki üç eşyayla yaşamakta bana çok çekici gelmiyor. Eşyalarla tıka basa dolu bir ev beni ne kadar rahatsız ediyorsa, bir iki eşyalı ev de o kadar rahatsız ediyor. Ortayı bulmak gerek.
Film 2015 yapımı ve 1 saat 19 dakika sürüyor.
Nedir bu mesaj? İnsanları tüketim çılgınlığından kurtarmak. Bizler ne kadar çok şeye sahip olursak o kadar mutlu oluruz yanılgısını taşıyoruz. Aslında ne kadar çok şey sahip olursak o kadar mutsuz oluyoruz. Belgeseli çekenler de bu fikirden yola çıkarak az eşyanın insana daha çok mutluluk getirdiğini söylüyorlar.
Yıllar önce Franz Kafka'da aynı şeye değinir ve der ki " Mutlu olmak istiyorsanız az insan ve az eşyaya sahip olun". Bu konuyla ilgili olarak Dövüş Kulübü'nde de çok sevdiğim bir söz vardır. "Aslında sahip olduklarımız bize sahip oldukları için mutsuz oluyoruz."
Belgeselde bu düşünceden hareketle minimal hayatı tercih eden insanlarla görüşüyor. Hepsinin de hayatından çok memnun olduğunu söylüyor. Mutlu olmak için büyük evlere, büyük arabalara ya da çok eşyaya sahip olmamız gerekmiyor. Evet bu fikre ben de katılıyorum. Ama iki üç eşyayla yaşamakta bana çok çekici gelmiyor. Eşyalarla tıka basa dolu bir ev beni ne kadar rahatsız ediyorsa, bir iki eşyalı ev de o kadar rahatsız ediyor. Ortayı bulmak gerek.
Film 2015 yapımı ve 1 saat 19 dakika sürüyor.
5 Eylül 2017 Salı
Değişim Güncesi : 5 Eylül
Okul benim hayatımı düzenleyen en önemli faktörlerden biri. Sanırım düzensiz hayatı sevmiyorum. Bu yüzden her yaz dört gözle okulun açılmasını bekliyorum. Okul açıldıktan bir süre sonra da "ya tatil ne zaman gelecek?" diye isyan etmeye başlıyorum. Tam 20 yıldır bu çelişkiyi yaşıyorum ve bir süre daha yaşamaya devam edeceğim. Neyse asıl konuya gelelim.
Yaz tatilinde bloğuma bir günce eklemeye karar verdim. İsmini uzun süre düşündüm yaratıcı bir insan olmadığım için sonunda "Değişim Güncesi" ismini koydum. Yani gayet sıradan bir isim oldu.
Peki nedir değişim güncesi? Bu yıl yapmaya karar verdiğim işleri planlı ve programlı yapmak ve bunları kendime sık sık hatırlatmak. Daha önceleri yaptığım ve memnun kaldığım, ama her işte olduğu gibi bunlarda da sürekliliği korumadığım ve bıraktığım tüm işleri, hayatıma yeniden sokmak için bu günceyi oluşturdum.
Bir nevi aslında bana iyi gelen şeyleri düzenli hale getirmek için bu başlık açıldı. Nedir iyi gelen şeyler?
1. Şekersiz Hayat
2. Yoga
3. Yüz Egzersizleri
Anlayacağınız sağlıklı beslenme ve spor üzerine kurulu bir günlük olacak.
Bugün başlangıcımı da yaptım. Sabah tartıldım; herkes uyuduğu için çığlık atamadım. Tam sekiz kiloluk fazlalığın çığlığını arabama binince attım.
Okulda kurul toplantısı vardı. Toplantılarımız uzun olduğu için okula yemek götürdüm bugün. Sefertasımda ( böyle bir tasım yok, bildiğiniz saklama kaplarını kullanıyorum) ayranlı çorba ve söğüş salata vardı. Böylece okul aile birliğinin ikramları olan börek, baklava gibi şeker içerikli besinleri yememiş oldum.
Toplantıdan sonra bir saat yürüyüş yaptım, ardından da 30 dakikalık yoga hareketleri yaptım. Yogayı yaparken nasıl terledim anlatamam. Yürürken bu kadar terlememiştim.
Yoga için Çetin Çetintaş'ın youtube'da ki yoga başlangıç videosunu uyguladım. Aslında uygulamaya çalıştım demek daha doğru olur. Yoga pozlarındaki halimi görseydiniz epey bir gülerdiniz herhalde. Zamanla olur herhalde diye düşünüyorum ve umut ediyorum.
Yüz egzersizlerini düzenli olarak uyguladıktan sonra öncesi-sonrası fotoğraflar koymak istiyorum. Bakalım gerçekten fark olacak mı?
Bugünlük bu kadar yarın görüşmek üzere...Sevgiler...
Yaz tatilinde bloğuma bir günce eklemeye karar verdim. İsmini uzun süre düşündüm yaratıcı bir insan olmadığım için sonunda "Değişim Güncesi" ismini koydum. Yani gayet sıradan bir isim oldu.
Peki nedir değişim güncesi? Bu yıl yapmaya karar verdiğim işleri planlı ve programlı yapmak ve bunları kendime sık sık hatırlatmak. Daha önceleri yaptığım ve memnun kaldığım, ama her işte olduğu gibi bunlarda da sürekliliği korumadığım ve bıraktığım tüm işleri, hayatıma yeniden sokmak için bu günceyi oluşturdum.
Bir nevi aslında bana iyi gelen şeyleri düzenli hale getirmek için bu başlık açıldı. Nedir iyi gelen şeyler?
1. Şekersiz Hayat
2. Yoga
3. Yüz Egzersizleri
Anlayacağınız sağlıklı beslenme ve spor üzerine kurulu bir günlük olacak.
Okulda kurul toplantısı vardı. Toplantılarımız uzun olduğu için okula yemek götürdüm bugün. Sefertasımda ( böyle bir tasım yok, bildiğiniz saklama kaplarını kullanıyorum) ayranlı çorba ve söğüş salata vardı. Böylece okul aile birliğinin ikramları olan börek, baklava gibi şeker içerikli besinleri yememiş oldum.
Toplantıdan sonra bir saat yürüyüş yaptım, ardından da 30 dakikalık yoga hareketleri yaptım. Yogayı yaparken nasıl terledim anlatamam. Yürürken bu kadar terlememiştim.
Yoga için Çetin Çetintaş'ın youtube'da ki yoga başlangıç videosunu uyguladım. Aslında uygulamaya çalıştım demek daha doğru olur. Yoga pozlarındaki halimi görseydiniz epey bir gülerdiniz herhalde. Zamanla olur herhalde diye düşünüyorum ve umut ediyorum.
Yüz egzersizlerini düzenli olarak uyguladıktan sonra öncesi-sonrası fotoğraflar koymak istiyorum. Bakalım gerçekten fark olacak mı?
Bugünlük bu kadar yarın görüşmek üzere...Sevgiler...
Gösteri Peygamberi
Chuck Palahniuk, hep duyduğum fakat bir türlü okumaya fırsat bulamadığım yazarlardan biriydi. Yer altı edebiyatının önemli yazarlarından biridir. En ünlü eseri ise, sanırım filmi çekildiği için olsa gerek Dövüş Kulübü'dür. Benim de etkilendiğim filmlerden biridir.
Kitapta ilk ilgimi çeken şeylerden biri sayfaların sondan başa doğru sıralanması oldu. Mesela ilk sayfa "Kırk Yedi"nci bölümden başlıyor sayfa numarası ise 312. Bu şekilde kitap sıralama olarak başa doğru gidiyor.
Konusu ise hayli ilginç: Tender Branson, Creedish mezhebine bağlı bir misyonerdir. Bu mezhebin insanları daha sonra toplu olarak intihar ederler. Tender Branson ise intihar etmeyen sürekli psikologlarca tedavi edilen intihar etmesi engellenmeye çalışılan bir kişidir. Dünyaya itaat etmek ve çalışmak için geldiğini zanneder. Bir anda medyanın ilgisini çeker ve bir süre sonra bir medya kahramanı olur. Kitabın adının Gösteri Peygamberi olması buradan gelir.
Kitapta benim en çok ilgimi çeken kahraman ise Fertility Hollis oldu. Her şeyi önceden rüyalarında gören çok ilginç biridir. Tender'ın televizyonda söylediği tüm kehanetleri aslında Fertility'den alır. Keşke yazar bu kahramana daha çok değinseydi.
Kitabın bana göre iki ana amacı var. Birincisi medyanın, ikincisi ise dini yozluğun çirkin yüzünü göstermek.
Chuck Palahniuk, sevdiğim yazarlar listeme eklediğim bir yazar oldu. Sizlere de tavsiye ederim.
Kitapta ilk ilgimi çeken şeylerden biri sayfaların sondan başa doğru sıralanması oldu. Mesela ilk sayfa "Kırk Yedi"nci bölümden başlıyor sayfa numarası ise 312. Bu şekilde kitap sıralama olarak başa doğru gidiyor.
Konusu ise hayli ilginç: Tender Branson, Creedish mezhebine bağlı bir misyonerdir. Bu mezhebin insanları daha sonra toplu olarak intihar ederler. Tender Branson ise intihar etmeyen sürekli psikologlarca tedavi edilen intihar etmesi engellenmeye çalışılan bir kişidir. Dünyaya itaat etmek ve çalışmak için geldiğini zanneder. Bir anda medyanın ilgisini çeker ve bir süre sonra bir medya kahramanı olur. Kitabın adının Gösteri Peygamberi olması buradan gelir.
Kitapta benim en çok ilgimi çeken kahraman ise Fertility Hollis oldu. Her şeyi önceden rüyalarında gören çok ilginç biridir. Tender'ın televizyonda söylediği tüm kehanetleri aslında Fertility'den alır. Keşke yazar bu kahramana daha çok değinseydi.
Kitabın bana göre iki ana amacı var. Birincisi medyanın, ikincisi ise dini yozluğun çirkin yüzünü göstermek.
Chuck Palahniuk, sevdiğim yazarlar listeme eklediğim bir yazar oldu. Sizlere de tavsiye ederim.
4 Eylül 2017 Pazartesi
Kelebeğin Rüyası
Hep duyduğum nedense izlemeye bir türlü fırsat bulamadığım bir filmdi. Arkadaşım Esra yazın izlerim diye DVD'sini verişti bana. İlginçtir onu da izleyemedim. Geçen bir televizyon kanalında görünce izlemeye başladım.
Beni tanıyan herkes bu filmi mutlaka izlemem gerektiğini söylerdi. Filmi izleyince neden böyle söylediklerini anlamış oldum. Buram buram edebiyat, buram buram şiir kokan bir filmmiş. Tek kelimeyle enfesti ve ben mest olarak izledim.
2013 yapımı filmin yazarı, senaristi ve yönetmeni Yılmaz Erdoğan'dı. Filmde de Behçet Necatigil karakterini canlandırıyordu. Öykü gerçek yaşamdan alınmıştı. Başrollerinde ise Mert Fırat, Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin ve Farah Abdullah oynuyordu. Her oyuncu rolünün hakkını sonuna kadar vermişti. Ama ben özellikle Kıvanç Tatlıtuğ'u ayrıca çok beğendim.
Filmde, iki genç şairin şiir ve edebiyat dolu hayatı anlatılırken bir yandan da veremle mücadeleleri de anlatılıyordu. Hastalıklarına rağmen özellikle Rüştü Onur'u ( Mert Fırat ) çok hayat dolu bir sanatsever olarak gördüm. Muzaffer Tayyip Uslu ( Kıvanç Tatlıtuğ) ise daha içe kapanık ama konu sanatsa girişken olan bir şairdi. Rüştü ve Muzaffer çok iyi arkadaştır. Onların en önemli destekçisi ise orada öğretmenlik yapan Behçet Necatigil'dir.
İlgimi çeken şeylerden biri filmdeki iki kadın karakterin şiir ve edebiyatla ilgilenmemesi bunun yerine ikisinin de sporla ilgilenmesi oldu ( gerçi Suzan daha sonra edebiyat öğretmeni oluyor). Sanırım o dönemlerde şiir biraz daha erkeklere aitti kim bilir. Şimdi düşünüyorum da o döneme ait kadın şair hatırlamıyorum. Bu konuyu edebiyat öğretmeni arkadaşlarıma da soracağım.
Ben filmi çok beğendim. Benim gibi izlemeyeniniz varsa ve şiire edebiyata tutkuyla bağlıysanız bu filmi mutlaka izleyin derim.
Beni tanıyan herkes bu filmi mutlaka izlemem gerektiğini söylerdi. Filmi izleyince neden böyle söylediklerini anlamış oldum. Buram buram edebiyat, buram buram şiir kokan bir filmmiş. Tek kelimeyle enfesti ve ben mest olarak izledim.
2013 yapımı filmin yazarı, senaristi ve yönetmeni Yılmaz Erdoğan'dı. Filmde de Behçet Necatigil karakterini canlandırıyordu. Öykü gerçek yaşamdan alınmıştı. Başrollerinde ise Mert Fırat, Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin ve Farah Abdullah oynuyordu. Her oyuncu rolünün hakkını sonuna kadar vermişti. Ama ben özellikle Kıvanç Tatlıtuğ'u ayrıca çok beğendim.
Filmde, iki genç şairin şiir ve edebiyat dolu hayatı anlatılırken bir yandan da veremle mücadeleleri de anlatılıyordu. Hastalıklarına rağmen özellikle Rüştü Onur'u ( Mert Fırat ) çok hayat dolu bir sanatsever olarak gördüm. Muzaffer Tayyip Uslu ( Kıvanç Tatlıtuğ) ise daha içe kapanık ama konu sanatsa girişken olan bir şairdi. Rüştü ve Muzaffer çok iyi arkadaştır. Onların en önemli destekçisi ise orada öğretmenlik yapan Behçet Necatigil'dir.
İlgimi çeken şeylerden biri filmdeki iki kadın karakterin şiir ve edebiyatla ilgilenmemesi bunun yerine ikisinin de sporla ilgilenmesi oldu ( gerçi Suzan daha sonra edebiyat öğretmeni oluyor). Sanırım o dönemlerde şiir biraz daha erkeklere aitti kim bilir. Şimdi düşünüyorum da o döneme ait kadın şair hatırlamıyorum. Bu konuyu edebiyat öğretmeni arkadaşlarıma da soracağım.
Ben filmi çok beğendim. Benim gibi izlemeyeniniz varsa ve şiire edebiyata tutkuyla bağlıysanız bu filmi mutlaka izleyin derim.
2 Eylül 2017 Cumartesi
Daha
Hakan Günday'ı hep duyardım ama nedense okumaya hiç yanaşmamıştım. Ah bu önyargılarım yok mu önyargılarım? Ne geliyorsa başıma onlar yüzünden bir şeyler geliyor. Tüm kayıplarım, hep önyargılarımdan kaynaklanıyor. Mesela Hakan Günday gibi. Çok satanlar listesine giren kitaplara karşı hep bir önyargı oluşuyor bende ve böylece çok kaliteli kitapları ve yazarları hep geç fark ediyorum.
Hakan Günday'dan ilk okuduğum kitap "Daha" oldu. Devamı da gelecek emin olabilirsiniz. Hatta bir arkadaşımda ( Esra'da ) tüm kitapları var. Kışın alıp tek tek okuyup buraya eklemeyi düşünüyorum. Bakalım hepsinde aynı tadı alacak mıyım?
Gelelim Daha'nın konusuna. Bir çocuğun ağzından ( Gaza'nın ) anlatılıyor tüm hikaye. Gaza ve babası Ahad insan kaçakçılığı yapan kişiler. Ortadoğu'dan gelip Avrupa'ya kaçmak isteyen kişilere bağlantı sağlayan, onları Ege'de kaçakçı teknelere bindiren kişilerdir. Gaza çok küçük yaştan itibaren babasının yanında bu işi yapmaktadır. Annesi ise o çok küçükken ölmüştür.
Mültecilerin tüm ihtiyaçlarıyla Gaza ilgilenmektedir. Zaman zaman onlara çok iyi davrandığı gibi zaman zaman da çok kötü davranmaktadır. Mültecilerle adeta oyun oynar Gaza, hatta bazen onlar üzerinde çeşitli sosyolojik deneyler yapar. Bu deneyler, kitapta en çok ilgimi çeken bölümler oldu. Ne yazık ki bu deneyler bazen ölümcül sonuçlar da doğurmaktadır.
Gaza'yı olumsuz etkileyen hatta travmaya neden olan olaylardan ilki Afganlı mülteci Cuma'nın kendisi yüzünden havasızlıktan ölmesi olur. İkinci büyük olay ise babasının kullandığı ve içinde mültecilerin olduğu kamyonun kaza yapması ve haftalarca cesetlerle bir arada kalarak yardım beklemesi oluyor. Bundan sonra ruhsal dengesi bozuluyor.
Okulda çok başarılı olan, derslerinde harikalar yaratan Gaza'nın en büyük sorunu yaşadığı bu travmalardan kurtulamaması oluyor. Gelen yardım ve desteklerden de uzak duruyor sonunda doğup büyüdüğü kasabaya geri dönüp orada tek başına yaşamaya başlıyor. Orada yaptığı kazılardan annesinin aslında ölmediğini ve babası tarafından öldürüldüğünü fark ediyor. Bir de babasının birikimlerini yani gömdüğü paraları buluyor. Bunları yanına alıp Afganistan'a Cuma'nın memleketine gidiyor. Kitabın devamını yazmayayım.
Anlattığımdan çok daha fazlası var kitapta bu yüzden okumanızı tavsiye ederim. Hem akıcı hem de etkileyici bir kitap mutlaka okuyun derim.
Hakan Günday'dan ilk okuduğum kitap "Daha" oldu. Devamı da gelecek emin olabilirsiniz. Hatta bir arkadaşımda ( Esra'da ) tüm kitapları var. Kışın alıp tek tek okuyup buraya eklemeyi düşünüyorum. Bakalım hepsinde aynı tadı alacak mıyım?
Gelelim Daha'nın konusuna. Bir çocuğun ağzından ( Gaza'nın ) anlatılıyor tüm hikaye. Gaza ve babası Ahad insan kaçakçılığı yapan kişiler. Ortadoğu'dan gelip Avrupa'ya kaçmak isteyen kişilere bağlantı sağlayan, onları Ege'de kaçakçı teknelere bindiren kişilerdir. Gaza çok küçük yaştan itibaren babasının yanında bu işi yapmaktadır. Annesi ise o çok küçükken ölmüştür.
Mültecilerin tüm ihtiyaçlarıyla Gaza ilgilenmektedir. Zaman zaman onlara çok iyi davrandığı gibi zaman zaman da çok kötü davranmaktadır. Mültecilerle adeta oyun oynar Gaza, hatta bazen onlar üzerinde çeşitli sosyolojik deneyler yapar. Bu deneyler, kitapta en çok ilgimi çeken bölümler oldu. Ne yazık ki bu deneyler bazen ölümcül sonuçlar da doğurmaktadır.
Gaza'yı olumsuz etkileyen hatta travmaya neden olan olaylardan ilki Afganlı mülteci Cuma'nın kendisi yüzünden havasızlıktan ölmesi olur. İkinci büyük olay ise babasının kullandığı ve içinde mültecilerin olduğu kamyonun kaza yapması ve haftalarca cesetlerle bir arada kalarak yardım beklemesi oluyor. Bundan sonra ruhsal dengesi bozuluyor.
Okulda çok başarılı olan, derslerinde harikalar yaratan Gaza'nın en büyük sorunu yaşadığı bu travmalardan kurtulamaması oluyor. Gelen yardım ve desteklerden de uzak duruyor sonunda doğup büyüdüğü kasabaya geri dönüp orada tek başına yaşamaya başlıyor. Orada yaptığı kazılardan annesinin aslında ölmediğini ve babası tarafından öldürüldüğünü fark ediyor. Bir de babasının birikimlerini yani gömdüğü paraları buluyor. Bunları yanına alıp Afganistan'a Cuma'nın memleketine gidiyor. Kitabın devamını yazmayayım.
Anlattığımdan çok daha fazlası var kitapta bu yüzden okumanızı tavsiye ederim. Hem akıcı hem de etkileyici bir kitap mutlaka okuyun derim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















