27 Kasım 2016 Pazar

Mistik Şehrin Efendileri


         Öğrencimin tavsiyesiyle okuduğum bir kitapla karşınızdayım. Yazarını ilk kez duyuyorum. Çınar Özcan'la ilgili en ufak bir bilgim yok.



         Kitap eski tarihlerdeki Anadolu Beylikleri'nde geçen bir hikayeyi anlatıyor. İki beyliğin bir birleriyle yaptığı sürekli bir savaş kitabın ana konusunu oluşturuyor. Arka planda ise büyücüler, bilgeler ve tabi ki aşk konusu da işleniyor. Fakat olaylar o kadar yüzeysel verilmiş ki bir süre sonra okurken sıkılabiliyorsunuz. Ayrıca kitabın adıyla içeriği arasında da pek bir bağlantı yok.

        Ben kitabı çok beğenmedim, bu yüzden tavsiye edemeyeceğim. Sevgiler...



25 Kasım 2016 Cuma

Başka Dünya

           Geçtiğimiz haftalarda Süreyya Operası'na gidip Başka Dünya Operasını izledim. Selman Ada'nın bestelediği bu iki perdelik operanın Liberttosunu ise Tarık Günersel yazmış. Konusu kısaca şöyle;


             "Kâr uğruna dünyayı mahveden egemenler, dünyadan kaçmak zorunda kalır ve hapse attıkları bir bilginden yararlanmak isterler. Bilgin yardım etmezse kızı Leyla öldürülecektir. Bilgin çaresizce yardımı kabul eder. Gittikleri gezegende, eski Yunan tanrılarına rastlarlar. Tanrılar, kendi gezegenlerinde insanlar onlara inanmaz olunca bunu gururlarına yediremeyip başka bir gezegene göçmüştür. Zeus ile Bilgin'in kızı Leyla arasında bir aşk doğar.

            İkinci perdenin sonunda tüm bunların Bilgin'in rüyası olduğu anlaşılır. Uyandığında Bilgin'in evine sivil görevliler gelir ve onu düşüncelerinden ötürü tutuklayıp götürürler. Karısı, baskılar karşısında pes etmemek gerektiğini belirten aryayı söyler.ekolojik dengesiyle oynandığı için Dünya'nın sonu gelmiş ve insanlar başka dünyalar aramaya başlamışlardır. Başka dünyaları arayan kişiler ise bu Dünya'nın sonunu getiren kişilerdir. Amaçları hem yaşayacak bir yer bulmak hem de buldukları yeni dünya kaynaklarını da sömürmektir."

     Açıklamayı Vikipedi'den aldım. Ben operayı beğendim. Eğlenceliydi. Sadece sahne tasarımını ve kostümleri çok yetersiz buldum. Onun dışında sizlere tavsiye edebilirim. Sevgiler...

17 Kasım 2016 Perşembe

Ekşi Elmalar

            Dün arkadaşlarımla Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı ve oynadığı Ekşi Elmalar filmine gittik. Gitmeden önce internette yorumları okuduğumda genelde olumsuz yorumlar yapıldığını gördüm. Filmi izledikten sonra neden bu kadar olumsuz yorum yapıldığını anlayamadım. Çünkü ben hem filmin konusunu hem de oyuncuları çok beğendim. Bir kaç istisna dışında. Mesela onlardan biri Yılmaz Erdoğan'ın oyunculuğuydu. Bence bu rol için başkasını seçseydi çok daha iyi olurdu. Nedense Çetin Tekindor'un çok uygun olacağını düşündüm. Bir de damat rolündeki Cevdet'i çok yetersiz buldum. Ama diğer oyuncular gerçekten çok iyiydi.


           Filmin konusu Hakkari ve Antalya'da geçiyor. Hakkari'yi izlerken adeta büyülendim. Müthiş manzaralar vardı. Şöyle diyebilirim görüntü yönetmeni çok iyi iş çıkarmış. Film siyasetle ilgilenen, lakabı Reis olan kişi ve bu kişinin üç kızının hayat hikayesini anlatıyor. Yılmaz Erdoğan Reis karakterini canlandırıyor. Nedense bu karakter bana Züğürt Ağa'yı çağrıştırdı ( bu arada bu role Şener Şen'de çok yakışırdı).


         Ben filmi büyük bir zevkle izledim. Sizlere de tavsiye ederim. Sevgiler...

16 Kasım 2016 Çarşamba

Yedinci Papirüs

 
             Wilbur Smith daha önce hiç okumamıştım. Okuldan biyoloji öğretmeninin tavsiyesiyle bu kitabı okudum. Kitap mı okudum? Film mi izledim anlayamadım doğrusu? Son derece sürükleyici bir kitap olduğu için elimden düşürmeden çok seri bir şekilde okudum. Bana İndiana Jones filmlerini hatırlattı. Hatta kitaptaki baş kahramanı Harrison Ford olarak canlandırdım.


            Yazar olay örgüsünün içerisine kendi kitabını da eklemeyi unutmamış. Nehir Tanrısı adlı kitabına sık sık gönderme yapmış. Hatta bir yazar olarak kendi ismini de kitap içerisinde kullanarak, kahramanlarına kendisinden bahsettirmiş. Ahmet Ümit'te aynı şeyi Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabında yapmıştı.

           Kitapta, tarih var, aşk var, cinayet var, hırsızlık var... Anlayacağınız kitapta yok, yok. Kafamı çok meşgul etmesin, sürükleyici olsun diyorsanız, bu kitabı size tavsiye edebilirim. Sevgilerimle.

8 Kasım 2016 Salı

Marilyn Monroe ve Bilinmeyen Hayatı


           Uzun süredir biyografi okumuyordum. Marilyn Monroe'nun hayatını hep merak etmiştim. Kitap grubum Simurg'la bu kitabı okumaya karar verdik. İyi ki bu kararı vermişiz çünkü kitabı çok severek okudum.

         Dili çok akıcı elinize aldığınızda bırakamıyorsunuz. Buradan çevirmeni tebrik ediyorum.

          Kitapta beni en çok etkileyen bölüm Marilyn'in çocukluğu oldu. Hakikaten son derece trajik bir çocukluğu var. Anneannesi ve annesi paranoid şizofreni teşhisi konan kişiler. Sürekli takip edildiklerini düşünüyorlar. Marilyn, sonunun annesi ve anneannesi gibi olmasından çok korkuyor -ki kendisi de sık sık takip edildiğini zannediyor. Babasının kim olduğu kesin olarak bilinmeyen ( kitapta bir isim geçiyor ama o kişi bunu reddediyor) Marilyn, bebekliğinde (annesi bakamayacağı için) bir koruyucu aileye veriliyor, daha sonra çocuk yurduna veriliyor. Bir ara annesiyle yeniden birlikte yaşayan Marilyn, tekrar çocuk yurduna dönmemek için küçük yaşta bir evlilik yapıyor. Bu evliliği sırasında hem mankenlik yapıyor hem de filmlerde ufak rollerde yer alıyor. İlk kocası bu işi hiçbir zaman kabul etmiyor.

           Kitabın geri kalan kısmında nasıl şöhret olduğu, evlilikleri ve filmleri anlatılıyor. Bunlar anlatılırken bir yandan da Marilyn'in hastalıklarıyla mücadelesi ve ilaç bağımlılığına değiniliyor. Yaşadıklarını ve hastalığını okudukça bugünlerde yaşasaydı tıp çare bulabilirdi diye düşündüm. Bir yandan da Marilyn'in çok güçlü bir kadın olduğunu anladım. Düşünsenize kafanızın içinde pek çok korkunuz var ve halüsinasyonlar görüyorsunuz, bir yandan oyunculuk için çalışıyorsunuz ve tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de herkesin gözü sizin üzerinizde. Bunun için daima iyi ve güçlü görünmek zorundasınız ve Marilyn bunu çok iyi yapıyor. Sadece yakın çevresi Marilyn'in neler yaşadığını biliyor ve O'na destek olmaya çalışıyorlar. Marilyn'in yaşadığı hayat hem çok zor hem de çok kısa.  Çünkü Marilyn 36 yaşında intihar mı etti, öldürüldü mü belli olmayan bir şekilde ölüyor. Ölümünün ardındaki sır bugün de anlaşılmış değilmiş.

           Son olarak kitabın yazarından biraz bahsetmek istiyorum. Kendisi hem gazeteci hem de biyografi yazarı. Yazarın pek çok biyografisi var bunlardan biri de Michael Jackson bu kitabı da okumayı düşünüyorum.

          Ben kitabı çok severek okudum. Size de tavsiye ederim. Sevgiler...

5 Ekim 2016 Çarşamba

Oz


 

           Uzun zamandır kitap okuyamamanın verdiği bir sıkıntı yaşıyordum. Bu durumu çözse çözse Adam Fawer çözer diyerek hemen bu kitabı aldım ve anında okumaya başladım. Teşekkür bölümünü okurken kısa bir şaşkınlık yaşadım. Çünkü yazar bu kitabı Türk okurları için yazmış. Şaşkınlığım ise Olasılıksız ve Empati gibi kitapların ABD'de satış yapmaması oldu. Sadece Almanya, Japonya ve Türkiye'de çok satanlar arasına girmiş.

       Kitap Oz Büyücüsü filminden esinlenilerek yazılmış. Kitabın kahramanı Dorothy bir hortum aracılığıyla paralel evrene gidiyor ve orada kendine yeni arkadaşlar ediniyor. Bu evren Dünya renklerinden oldukça farklı. Geceler beyaz, gündüzler siyah, yıldızlar siyah, kan yeşil.... vb. Bu evrene köpeğiyle birlikte giden Dorothy, kendisine üç yeni arkadaş ediniyor. Bunlar Oz Büyücüsü filmindeki, saman kafa korkuluk, teneke adam, ve korkak aslan.

          Kitap bende tam bir hayal kırıklığına neden oldu. Roman değil de masal kitabı okumuş gibi hissettim. Masal kitabı olarak da vasat bulduğumu itiraf etmeliyim. Bu kitabı Türk okurları için yazmış ya, yazmayaymış daha iyiymiş. Şu an kitabın ikinci cildi üzerinde çalışıyormuş. Okur muyum bilemem. Ama bildiğim kesin bir şey var; Adam Fawer Türk okuyucularına hayal kırıklığı yaşattı.

         Yorumumdan da anlaşılacağı gibi kitabı tavsiye etmiyorum. Sevgiler...

6 Temmuz 2016 Çarşamba

İnanç Sistemi


           Bu yaz kişisel gelişim kitapları okumaya karar verdim. Çünkü benim için zorlu bir yaz olacak en azından kitaplarla kendimi rahatlatmaya çalışmam gerekiyor.

           Her şey bir ay önce anneme kanser teşhisi koyulmasıyla başladı. Erken teşhisti ilk evreydi. Mutluyduk, moralimiz yüksekti geçen cuma ilk kemoterapiyi alana kadar. Bir anda her şey değişti annem çok kötü oldu. Sürpriz olmadı bu bize hep söylendi zaten. Ama inanın bilmekle yaşamak çok farklı şeyler. İlk üç dört gün çok kötü oluyormuş sonra sonra toparlanıyormuş. Şimdi toparlanma zamanındayız ama nedense bu toparlanma çok yavaş gerçekleşiyor ya da zaman bize geçmiyor. Dünya üzerinde bu tedaviyi gören herkese Allah yardım etsin, çok zor. Hasta için yaşananlar zor, hasta yakınları için karşısında çaresiz olmak çok zor. İşte bu zorluklar içinde dedim ki " Fatoş, evdeki tüm kişisel gelişim kitaplarını oku". Güçlü olmam gerekiyor anneme güç verebilmek için ya da yanında güçlü kalabilmek için.

       Gelelim kitaba; kitap, insanların olumsuz inanç kalıplarını nasıl ortadan kaldırabileceklerini anlatıyor. Özellikle rüyaları yazmanın faydalı olacağını, rüyalardan inanç sistemimize ulaşabileceğimizi söylüyor. Temel olumsuz inanç ise "yeterli değilim" inancıymış. Hepimiz koşullu sevgiyle büyütüldüğümüz için bu inanca saplanıp kalıyormuşuz.

       Kitapta ilgimi çeken en önemli konu ise; hayatımızın hayal olduğunu söylemesi oldu. Aslında gerçeği olduğu gibi algılayamıyoruz hayalimiz nasılsa öyle algılıyormuşuz. Hayalimizde inanç sistemimiz oluyormuş. Mesela ben kendimi yeterli görmüyorsam, korkularım varsa hayatı algılayışımda bu korkuya bağlı olarak gerçekleşiyor ve sonunda korktuğum hayali gerçekmiş gibi algılıyorum. Bu yüzden yazar " hayat nasıl gidiyor?"  diye sormuyor, " hayalin nasıl gidiyor?" diye soruyor.

         Belki ruh halimden dolayı bilemeyeceğim artık, kitap beni çok fazla etkilemedi. Bu yüzden tavsiye edip etmemekte kararsızım. Siz bilirsiniz diye bitireyim yazımı.