19 Ekim 2014 Pazar

Bir An Bin Parça


     
       Enver Aysever'in okuduğum dördüncü kitabı. Diğer kitapları; Yazgıcılar, Edebiyat Ölmelidir, Nasıl Yazar Olunur ve Bir An Bin Parça. Yazgıcılar ve Bir An Bin Parça kitapları roman, diğer kitapları ise yazarlar ve eserleriyle ilgili inceleme kitapları. Bu inceleme kitaplarının içinde nasıl yazar olunacağına dair tüyolar da var.

         Ben Edebiyat Ölmelidir ve Nasıl Yazar Olunur kitaplarını çok beğendim, hatta not alarak okudum. Melih Cevdet Anday'dan çok bahsetmiş, sadece şiirlerini biliyorum ama hiç kitaplarını okumadım, bu kitaplar sayesinde de okuma listeme aldım.
        
            Yazgıcılar romanını açıkcası çok severek okumadım. Benim için fazla sıradan ve basit bir kitaptı. Ama Bir An Bin Parça kitabı hakikaten çok güzel bir kitaptı. Çok severek okudum. Enver Aysever bu kitabıyla 2007 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü'nü almış.

          Kitabın konusu  ise tiyatro sevdası için bir araya gelmiş insanları anlatıyor. Karakterlerden sadece biri ( Selma) bu sevdaya dahil değil ama diğerleri tiyatro için yaşayan insanlar. Ali, yazdığı oyunu oynatmak için üç tiyatrocuyla görüşür ve üçü tarafından da kabul edilir. Oyuculardan Ahmet Cevdet Bey üç üniversite öğrencisini de bu işin içine katar. Fakat ne yazık ki istenilen başarı gerçekleşmez ve çoğunlukla boş koltuklara oynanır. Hatta zaman zaman hiç seyirci gelmez. (Aklıma Türkiye'deki özel tiyatroların durumu geldi. Oynadıkları oyun komedi değilse çoğunlukla izlenmiyor hatta bazen seyircisizlikten oyun iptal bile edilebiliyor.)

         
           Roman özellikle Selma, Ali ve Seda etrafında döner. Onların hayatı hakkında daha geniş bir bilgiye sahip oluruz. Ahmet Cevdet Bey'in ve Kamil Bey'in yaşadıklarını, acılarını ve hayal kırıklıklarını da öğreniriz. Kitapta Arif karakteri üzerinde çok fazla durulmamış, Perihan karakterini ise Kamil Bey'in anlattıklarından öğreniyoruz. Bence Arif ve Perihan'da diğerleri gibi ayrıntılı anlatılmalıydı.

           Kitabı okurken Türkiye'nin kara sayfalarıyla da karşılaşıyoruz; Sivas Katliamı, 6-7 Eylül Olayları gibi.

           Daha önce söylediğim gibi kitabı çok beğendim. Müthiş bir anlatım tekniği kullanılmış. Yavaş yavaş sindire sindire okunması gerektiğini düşünüyorum. Altı çizilecek pek çok satır vardı. Üzerinde düşünülecek sorgulanacak pek çok şeyi dile getirmiş yazar. Okurken Ali'nin, Enver Aysever olduğunu düşündüm sık sık. Çünkü her ikisi de tiyatro aşığı ve her ikisi de tiyatro yapıyor.

           Ben bir edebiyatçı değilim. Ama bu kitabı okurken  Enver Aysever'in anlatımını  zaman zaman Milan Kundera'nın anlatımına benzettim, zaman zaman da Sevgi Soysal'ı çağrıştırdı bana. Onlardan esinlenmesi çok normal çünkü onları sevdiğini biliyorum.

           Yazarımızın emeğine sağlık, çok iyi bir kitap olmuş. Eğer tiyatroya ilgi duyuyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.


         


18 Ekim 2014 Cumartesi

Yusuf İle Züleyha


            Bugün opera sezonunu Yusuf ile Züleyha'yla açtım. Geçen yıl gitmek istemiştim hatta biletini dahi almıştım fakat kitap toplantımızdan dolayı gidememiştim. Kısmet bugüneymiş.

          Üç perdelik bir opera. Sözlerini Nezihe Araz yazmış besteci ise okan Demiriş. İlk kez 1990 yılında sahnelenmiş. Hikaye bildiğimiz bir hikaye Yusuf ile Züleyha'yı anlatıyor.
          Yusuf, babası Yakup tarafından çok sevildiği için kardeşleri tarafından kıskanılır ve yine kardeşleri tarafından kandırılarak kuyuya atılır. Kuyudan O'nu köle satıcıları kurtarır ve Mısır Firavun'una satar. Babası Yakup Yusuf'un kurtlar tarafından yendiğini zannederek ağlaya ağlaya kör olur. Firavun'un eşi Züleyha Yusuf'a aşık olur. Yusuf'ta aşıktır ama Firavun'a ihanet edemez ve Züleyha'nın aşkını reddeder. Yusuf ile Züleyha arasındaki aşkı farkeden Firavun,Yusuf'u zindana attırır, Züleyha'yı ise çöllere atar.


            Sahne düzenlemesi, dekoru, kıyafetleri ve tabiki sanatçıların performansı muhteşemdi. Bazı bölümlerde sözleri çok basit buldum ama son perde de Züleyha'nın sözleri çok derin ve etkileyiciydi. Özellikle "Sen Yusuf, güzelliğinle anılacaksın ama ben Züleyha tarihe aşkımla geçeceğim" demesi çok hoşuma gitti.
         Operadan hoşlanıyorsanız bunu kaçırmayın derim. İyi seyirler...



       

16 Ekim 2014 Perşembe

Günün Şiiri: Ümit Yaşar Oğuzcan / Kum


Kum

Sen kum nedir bilmezsin
Deniz Görmedin ki.
Yum gözlerini, zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.

Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır

Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir

Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki,
Yat toprağa boylu boyunca
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır

Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki
Ağla, ağlayabildiğin kadar
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir

15 Ekim 2014 Çarşamba

Cibali Karakolu



      Bugün Kadıköy Haldun Dormen sahnesinde oynanan Cibali Karakolu oyununu izledim. Yıllar önce Nejat Uygur'dan izlemiştim. Şimdi ise Zihni Göktay'dan izledim. Enerjisine, performansına hayran kalmamak mümkün değil, müthiş bir oyuncu.

       Oyunun yazarı Henri Keroul ve Albert Barre, oyunu çevirenler; Muammer Karaca ve Refik Kordağ, yönetmeni ise; Nedret Denizhan.

          Oyunun içinde güncel olaylara yönelik çok tatlı sataşmalar ve meajlar var. Bundan dolayı belirli aralıklarla çok rahat izlenebilecek bir oyun. Bu espirilerin ve satşmaların çoğunu da usta tiyatrocumuz Zihni Göktay yapıyor. Bu sataşmalardan hemen hemen herkes nasibini alıyor, diyebilirim. Hele hele oyunu bitirirken verdiği mesaj çok etkileyiciydi. Birebir aktaramam ama aklımda kalanlar şunlardı: " Biz burada Cibali Karakolu'nda, sağcısı-solcusu, Romanı-Türkü-Kürdü, suçlusu-suçsuzu hepimiz barış içinde yaşıyoruz. Dileriz tüm yurdumuzda, güzel Türkiye'mizde de bu barış sağlanır. Barış istiyoruz." dedikten sonra sahnede bulunan tüm oyuncular "Barış istiyoruz!" diye bağırdılar. Evet bugün Haldun Dormen Sahnesi'nde hep beraber barış istedik. Dilerim buradan tüm İstanbul'a, Türkiye'ye ve Dünya'ya yayılır bu istek...

     
        Oyun aslında hayatın bir eleştirisiydi diyebilirim: İçinde siyasi ve toplumsal eleştiriler vardı. Kadın-erkek ilişkilerinin değerlendirilmesi ve tabiki para ve paranın yarattığı yozlaşma da çok güzel anlatılmıştı oyunda. Müzikal olduğu için eğlenceli de. Bu arada şarkıların sözlerini çok beğendim. Müzik Ali Otyam'a, şarkı sözleri de Selçuk Soğukçay'a aitmiş. Üç perdelik ve üç saat 15 dakikalık bir oyun.Oyunu kaçırmamanızı ve Zihni Göktay'ı sahnede izleme keyfini mutlaka yaşamınızı tavsiye ederim.




13 Ekim 2014 Pazartesi

Pinhan


       Çok uzun süredir Elif Şafak okumuyordum. Bu kitabı da yıllar önce aldım, bir türlü sıra gelmemişti. Kısmet bugüneymiş.

       Elif Şafak'ın Ustam ve Ben haricindeki tüm kitaplarını okudum ve Şehrin Aynaları hariç hepsini çok severek okudum. Şehrin Aynaları'nı okuduğum sırada çok yoğun bir dönem geçirdiğim için kitaba tam anlamıyla kendimi vermedim. Bu nedenle Şehrin Aynaları kitabını mutlaka bir kez daha okuyacağım ve ondan sonra kitapla ilgili kesin kararımı vereceğim.

       Çevremdeki insanlara baktığımda Elif Şafak'ı sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayrıldıklarını gördüm. Sevmeyenlerin çoğu kitaplarını okumayan kişiler, çok nadir okuyup da sevmeyen kişi gördüm. Hatta okuduğu halde basit bulan ve sevmeyen çevremde sadece bir kişi var.  Çoğu yazara karşı önyargıdan dolayı Elif Şafak okumuyor ya da önyargıyla okuduğu için kitabı sevmiyor. Benim yazarlara karşı önyargılarım yok, kitaplar hakkında da okumadan yorum yapmıyorum. Bu nedenle her yazarı ve kitabı okuyabilirim. Kimine göre bu zaman kaybı, bende eğer zaman kaybı yaşayacaksam bu kayıp kitaplarla olsun daha iyi, diye düşünmüşümdür hep.

           Gelelim kitaba; yazar bu kitabı 24 yaşındayken yazmış. O dönemde tasavvufa merak sarmış ve günlerce okumuş, sonra kendi deyimiyle kendini günlerce eve kapayıp yazmış, yazmış, yazmış... Ben de okur olarak iyiki yazmış diyorum. Çünkü bende eve kapanıp, okudum, okudum, okudum...

           Kitapla ve kahramanlarıyla bir bütün oldum adeta. Pinhan'la birlikte ben de gezdim diyar diyar. Nevres'le birlikte ben de kıskandım hala kızı
Safinaz'ı. İkibaşlı Pinhan'ın iki isimli ( Akrep Arif, Nakş-ı Nigar) mahalleyle hatta şehirle bir bütün olmasını, organlar ve semtler arasındaki bağlantılara hem şaşırdım hem de hayran kaldım. Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar büyülü şehirlerde, büyülü insanlarla gezdim durdum. Benim için, olağanüstü mistik bir geziydi bu.
           Elif Şafak'ın ellerine yüreğine sağlık diyorum. Ben çok beğendim, bundan dolayı herkese tavsiye ederim. Okurken bu satırları 24 yaşında bir kişinin yazdığını da aklınızda tutmanızı tavsiye ederim.

11 Ekim 2014 Cumartesi

Lillian


     Evet sonunda bugün tiyatro sezonunu açtım. Doğrusunu söylemek gerekirse çok özlemişim tiyatroyu. İstanbul Şehir Tiyatrolarından Lillian oyunuyla açılışı yaptım. Tek kişilik ve tek perdelik bir oyun.


    Oyun hakkında hiçbir araştırma yapmadan gittiğim için Lillian'ın kim olduğunu merak ettim ve internetten biraz araştırdım. Lillian Hellman,  Arerikalı bir yazar. Sosyalist ve Stalinci olduğu yazılmış internette. Tiyatroya çeşitli oyunlar yazmış ve yazığı oyunlarda ahlak konusunu irdelemiş, özellikle lezbiyenlik üzerine yazdıkları da o dönemde hem ilgi uyandırmış hem de tepki çekmiş. 1905 ve 1984 yılları arasında yaşamış.
        Gelelim oyuna Lillian'ı bir hastane koridorounda, komada olan sevdiği adamın durumunu beklerken buluyoruz. Bu bekleyiş sırasında anıları canlanır ve bunları seyirciyle paylaşmaya başlar. Sevdiği kişi ise genelde dedektiflik romanları yazan Dashiel Hammet'tır. Dile kolay otuz yıllık bir beraberliktir.
          

         Yaşadıkları sevgi dolu, nefret dolu, ihanet dolu tüm anılar hatırlanır, o dönemin siyasi tarihiyle birlikte anlatılır. Replikler o kadar güzeldi ki hani kitap olsa altını çizer, unutmamak için bir yerlere not alırdım.
         Oyunun yazarı William Luce, yönetmeni Orhan Alkaya, oyuncu  Aliye Uzuntağan. Oyuncunun performansı izlenmeye değer.

10 Ekim 2014 Cuma

Spor ve Beslenme Günlüğü 3 / Yürüyüş


              Yürüyüş zevkle yaptığım sporlardan biri. Tek problem bunu yürüyüşe uygun olmayan alanlarda yapmak. İki gündür site içinde yürüyüş yapıyorum ( dizimin izin verdiği kadar yapıyorum, ne yazık ki sakatlık devam ediyor). Kaldırımlar o kadar dar ki, hatta bazı yerlerde kaldırıma araba park edildiği için yolda yürümek zorunda kalıyorum. Kaldırımların bir diğer problemi ise kaldırım taşlarının kırık dökük olması ve bol bol hayvan pisliğinin olması. Hayvan besliyoruz ama hayvanların pisliklerini almayı bilmiyoruz ya da istemiyoruz. Şehir içinde yürümenin bir diğer dezavantajı ise sürekli yanınızdan gelip geçen arabaların olması.

      
           Neyse tüm bunlara hatta dizimdeki ağrıya rağmen yürüyüşlerimi aksatmıyorum. Biraz yavaş yürüyorum ama sonuç olarak yürüyorum, hiç yürümemekten iyidir diye düşünüyorum.

           Doktorlar, yürüyüşün tam faydasını görebilmek için, 30 dakikadan fazla yapılmasını öneriyor . Vücuttaki hemen hemen tüm organları ve dolaşım sistemini canlandırdığı söyleniyor. Sırf bir saatlik yürüyüşlerle ve dengeli beslenmeyle yirmi günde dört kilo verilebiliyormuş. Yoga, pilates gibi sporlardan önce ısınma hareketi olarak da yürüyüş çok önemli. ( İşte benim yürüyüş yapmamda ki asıl etken de bu. Pilatesten önce ısınma hareketi yapmak. İki gündür pilateste yaptığımı ekleyeyim buraya hemen. Genelde karın ve kol çalışıyorum. Sanırım haftaya dizim tamamen düzeldikten sonra kalça ve bacakta çalışabileceğim.)
         Harvard Üniversitesinden Dr. Joonn Manson, “Eğer herkes günde 30 dakikalık bir yürüyüş yapsa, müzmin hastalıkları yüzde 40 oranında azaltabiliriz” demiş. Bunu okuyunca acaba alerjiyi de azaltır mı diye düşündüm? Hipokrat'ta yürüyüşün en etkili ilaçlardan biri olduğunu söylemiş. Öyleyse daha az ilaç kullanmak için daha fazla yürüyüş yapmak en doğrusu.
        Yürüyüşün faydalarını maddeler halinde sıralarsak, ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız diye düşünüyorum:
  1.   Kalp hastalıkları
  2.   Felç
  3.   Kilo kontrolü ve kilo kaybı 
  4.   Şeker hastalığı
  5.   Osteoporoz
  6.    Eklem rahatsızlıkları, eklem iltihabı
  7.    Hipertansiyon
  8.    Depresyon
  9.    Bağırsak kanseri
  10.    Uyku bozuklukları 
        Derslerimin çok yoğun olduğu günlerde daha az ama diğer günlerde bir saatlik yürüyüşü mümkün olduğu kadar aksatmadan yapmaya çalışacağım. Dilerim sizlerde yaparsınız.